Bir yıl önce işsiz kalan, ve 6 yaşındaki çocuğuyla hayat mücadelesi veren bir gazeteci olarak üç milletvekilinin kapısını çaldım. Para istemedim, sadaka istemedim. Sadece iş istedim. Aldığım cevapları bugün hâlâ unutmadım.
Bir yıl önce çalıştığım televizyon kanalı devredildi.
Ben de işsiz kaldım.
Yıllardır Şanlıurfa’da gazetecilik yapıyordum. Bu kentin sokaklarında haber peşinde koştum, gecemi gündüzüme kattım. Kimi zaman yalnız kaldım ama gazeteciliği bırakmadım.
Üstelik o sırada yalnız değildim.
Kiracıydım.
Altı yaşında bir çocuğum vardı.
Kira ödemem gerekiyordu. Çocuğumun ihtiyaçlarını karşılamam gerekiyordu. Hayat devam ediyordu.
Ben de gazeteci olarak çözüm aramaya başladım.
Mahmut Tanal’ın kapısını çaldım.
Dilan Kurt Ayan’ın kapısını çaldım.
Ferit Şenyaşar’ın kapısını çaldım.
Üçünden de istediğim şey aynıydı:
“Bana iş konusunda yardımcı olun.”
Para istemedim.
Maddi yardım istemedim.
Bir zarf, bir sadaka, bir elden para istemedim.
Yıllardır yaptığım mesleği sürdürmek için bir iş fırsatı istedim.
MAHMUT TANAL’A SORUYORUM
Mahmut Tanal’a derdimi anlattım.
Bir anne olduğumu, gazetecilik yaptığımı, yıllardır bu memlekete emek verdiğimi, işsiz kaldığımı söyledim.
Bana yardımcı olmasını istedim.
Benim hatırladığım kadarıyla aldığım cevap şuydu:
“Uğraşamam.”
Ardından telefon yüzüme kapandı.
Şimdi soruyorum:
Mahmut Tanal, bir gazeteci sizden para değil iş istediğinde “uğraşamam” demek gerçekten bir milletvekilinin vatandaşa vereceği cevap mıdır?
DİLAN KURT AYAN’A SORUYORUM
Sonra Dilan Kurt Ayan’a ulaştım.
Üstelik kendisi de bir kadın milletvekiliydi.
Bir kadın olarak beni anlayacağını düşündüm.
Yine aynı şeyi anlattım:
“İşsiz kaldım. Bir çocuğum var. Gazeteciyim. Bana bir kapı açılmasına yardımcı olun.”
Aldığım cevap, benim hatırladığım şekliyle, şu oldu:
“Ben ne yapabilirim? Ben hiçbir şey yapamam. Beni meşgul etmeyin.”
İşte o cümle benim hafızamda kaldı.
Çünkü ben bir kadına değil, halkın oyuyla seçilmiş bir milletvekiline ulaşmıştım.
Bugün soruyorum:
Dilan Kurt Ayan, işsiz bir kadın gazeteci sizden yardım istediğinde gerçekten yapabileceğiniz hiçbir şey yok muydu?
FERİT ŞENYAŞAR’A SORUYORUM
Ve son olarak Ferit Şenyaşar…
Kendisi evime kadar geldi.
Derdimi anlattım.
İşsiz kaldığımı, kiracı olduğumu, 6 yaşında çocuğum bulunduğunu, çalışmak zorunda olduğumu söyledim.
Fakat o görüşmede kendimi son derece ağır rencide edilmiş hissettim.
Bana, benim hatırladığım kadarıyla:
“Senin gibi yüzlerce kadın var.”
denildi.
Evet…
Belki yüzlerce kadın vardı.
Ama ben o gün o yüzlerce kadının hikâyesini değil, kendi hayatımı anlatıyordum.
Ve evden ayrılırken bir çalışan aracılığıyla bana bir zarf gönderildi.
İçinde 1.000 lira vardı.
Ben para istememiştim.
Ben iş istemiştim.
İşte bugün hâlâ içimde kalan asıl mesele bu.
Bir gazeteciye iş fırsatı sunmak yerine, cebine para koyup göndermek…
İnsan bunun altında başka bir anlam aramak istemese bile kendini kötü hissediyor.
Ben o parayı dilenci gibi istemedim.
Ben emeğimin karşılığını kazanabileceğim bir iş istedim.
SİZ MİLLETVEKİLİSİNİZ, BEN GAZETECİYİM
Şimdi üç isme de açıkça soruyorum:
Mahmut Tanal…
Dilan Kurt Ayan…
Ferit Şenyaşar…
Ben sizden makam istemedim.
İhale istemedim.
Para istemedim.
Ayrıcalık istemedim.
Sadece yıllardır yaptığım gazetecilik mesleğimi sürdürebilmek için bir iş fırsatı istedim.
Bugün kendi yolumu kendim çizmeye çalışıyorum.
Kendi haber ajansımı kurdum.
Yeniden sahaya çıkıyorum.
Yeniden haber üretiyorum.
Ama o günleri unutmadım.
Çünkü bazı insanlar size para vermeyebilir.
Bazıları size iş de bulamayabilir.
Bunların hepsi hayatın içinde.
Ama insanın karşısındaki kişinin onurunu koruyarak “hayır” demesi mümkündür.
Ben bugün üç milletvekiline tek bir soru soruyorum:
İşsiz, kiracı ve çocuğuyla ayakta kalmaya çalışan bir kadın gazeteci kapınızı çaldığında ona göstereceğiniz insanlık bu kadar mıydı?
Ben cevabınızı merak ediyorum.